Polonya Bydgoszcz’da Erasmus+ Deneyimi

Erasmus’a giden herkes gibi bende çevreme, bütün arkadaşlarıma Erasmus’a gitmelerini şiddetle tavsiye eden biriyim. Her sorana anlatmaya başladığımda saatlerce Erasmus konuştuğum günler hala devam ediyor. Aradan onca zaman geçmesine rağmen özlüyor insan, tekrar gitmek istiyor…Yine öyle bir günden yazıyorum size.

Sınav başvurusu, çalışmaydı derken sınav günü gelmişti ve açıkçası sınavım pekte iyi geçmemişti, “acaba başlamadan bitti mi?’’ gibi sorular soruyordum kendime fakat sonuçlar açıklandığı gün kazandığımı görünce bütün bu korkularımın yersiz olduğunu aslında herkesin sınavının kötü geçtiğini öğrenmiştim.

Seçenekte bir çok ülke olmasına rağmen Polonya’yı seçmiştim ve bunun için işlemlere başlamıştım bile. Tabi bunlar işin koşuşturma kısmı ve sabırsızlık aşaması, ki o kısım gerçekten çok sıkıcı ama sonu iyi olacak deyip dayanıyorsunuz. Kabul mektubu da geldikten sonra vize işlemlerine başlamıştık tabi bu sırada uçak biletlerini takip ediyordum acaba direk mi uçmalıyım yoksa Almanya’dan aktarmamı yapmalıyım diye ve sonunda Almanya Berlin’den gitme kararı aldım. Tabi bu sırada zaman geçmiyor çünkü hep bekliyordum (sınav tarihini bekle, sınav sonucunu bekle, işlem sırasında hocaları bekle, kabul mektubunu bekle, vizeyi bekle vs).

Ve sonunda o gün gelip çatmıştı ve yola çıkmıştık. Detaylı bir araştırma sonucunda rotayı belirleyip yola koyulmuştuk. Bu aşamada bir tavsiyede bulunmak istiyorum yanınıza çok eşya almayın sonuçta ıssız bir adaya gitmiyorsunuz ihtiyacınız olan şeyleri orada bulabiliyorsunuz. Ben çok eşya almamıştım yanıma ve bunun faydasını fazlasıyla gördüm.

Konaklayacağım şehre Bydgoszcz’a gelmiştim. Başlarda okuyamıyordum bu şehrin adını. Evet, Polonya’daydım ve başarmıştım. Çok mutlu ve heyecanlıydım odama yerleştim ama odada durmak istemiyordum, içim daralıyordu sanki, çıkıp biraz turladım. Bu sırada Erasmus’a gelmiş diğer öğrencileri gördüm ve onlarla tanıştım, hoş, çoğu Türkiye’den gelmişti hatta ilk başta yanlış mı geldim acaba diye düşündüm. Sonradan öğrendim ki Türk öğrencilerin çoğunu aynı kata vermişlerdi yurtta. Ama yine de Erasmus ile gelen öğrencilerin yüzde elliden fazlası Türk öğrencilerdi.

Gezmeyi çok seven biriyimdir bu yüzden hemen gezi planları yapmaya başlamıştım bile. Öncelikle Polonya şehirlerinden başlayacaktım ve yola koyuldum. Gezilerimden çok kısa bahsedeceğim çünkü daha sonra gezilerimi uzun uzun ele almak istiyorum. Krakow, Torun, Varşova, Sopot, Gdansk, Poznan, Katowice… gibi birçok Polonya şehrini gezdim ve hepsi birbirinden mükemmel şehirlerdi.

Daha sonra işi büyütmeye ve diğer ülkeleri gezme planları yapmaya başladım. Kış sezonunda olduğumuz için bir ay sonrası için küçük bir gezi ayarladım ve konaklamalar da dahil bütün uçak ve otobüs biletlerini aldım.

Ve gün geldiği zaman yine küçük bir çantayla yola koyuldum. ilk durak Almanya’nın Berlin şehriydi ve iki gün burada kalmıştım burası çok güzel bir şehirdi fakat Berlin’de gerçekten çok ulustan millet var biraz abartacak olursak gözünüz artık Alman görmek istiyor. Buradaki gezim bittikten sonra Belçika’nın Brüksel şehrine geldim ama burayı fazla uzatmak istemedim çünkü buraya daha sonra tekrar gelme planım vardı.

***Sabah yetiştiğim Brüksel’in old town’u görmeye değerdi gerçekten. Burada oturup biranızı yudumlarken insanları izlemek gerçekten çok keyif vericiydi. Benim için önemli sayılan yerleri gezindikten sonra tekrar yola koyuldum ve Hollanda’nın Amsterdam şehrine gece saatlerinde yetiştim.

Amsterdam tek kelimeyle ‘benzersiz’ bir şehir. Her tarafta kanallar var ve çok fazla bisiklet kullanıyorlar. Bu çok dikkatimi çekmişti çünkü bisiklet trafiğinin de kendi kuralları vardı ve bisikletler arabalardan öncelikliydi. Amsterdam hakkında konuşulacak çok şey var bunlardan bir tanesi de “coffee shop” lar. Ayrıntılara diğer yazımda değineceğim. Burada küçük bir tavsiyem var, kendiniz fazla kaptırmayın yoksa paranızın büyük bir kısmını buralarda harcayabilirsiniz.

Sırada Amsterdam’ın diğer ünlü olduğu şeye geldik; Red Light Street.  Bu sokağı okuyan bir bilir gezen bin bilir onun için gelin yerinde görün diyorum ve sıradaki ülkeye yani Fransa’ya geçiyorum.

Amsterdam’dan sonra otobüs kullanarak Paris’e geldim. Yılbaşını Paris’te geçirmekte kararlıydım. Yılbaşına iki gün vardı ve ben bu sırada Paris’i gezmeye başladım gezecek o kadar çok yer vardı ki… Burada bizdeki saat satan abilerimiz gibi selfie çubuğu ve eyfel anahtarlığı satan abiler var ve sayıları çok fazla.

Paris’ten anlatacak çok şey var ama en sevdiğim bölümü anlatacak olursam “Louvre Müzesi” gerçekten mükemmel bir müze ve öğrencilere ücretsiz. Yeri gelmişken Avrupa’da öğrenciyseniz kıymetlisiniz, çoğu şey ya ücretsiz yada ciddi indirimler var. Konunuza dönecek olursak bu müze beni gerçekten büyülemişti ve bir günümü bu müzeye ayırdım çünkü bir günde anca biter gezmek gerçekten çok büyük bir müze. Bütün Mısır’ı buraya taşımış adamlar her çeşit tarihi eserle karşı karşıya gelebiliyorsunuz burada. Artık yavaş yavaş Paris’teki zamanımda daralıyordu ve sona yaklaşıyordum yılbaşını da burada geçirdikten sonra sırada Macaristan vardı.

Macaristan’daki durağım Budapeşte’ye yetişmiştim ilk gözüme çarpan şey yolların üstündeki kablolardı ve bunların otobüsleri için olduğunu gördükten sonra hangi çağdayız gibi troller yaptım ama burasıda gerçekten köprüleri olsun yeşil alanları olsun, yapıları olsun  çok güzel ve ucuz bir yer özellikle önceki gezdiğim ülkelere oranla. Ayrıntıları sonra paylaşacağım.

Sırada Avusturya var. Viyana’ya gelir gelmez farklı bir enerjiye sahip olduğunu hissedeceksiniz. Sokakları yapıları çok hoşunuza gidecek buna emin olabilirsiniz. Ama pahalı bir memleket burasıda sonuçta euro kullanıyor ve bizim paramız karşısında gerçekten fark atıyor, bize pahalı geliyor. Burada parkları gerçekten çok güzel, sokaklarından ve yapılarından bahsetmeye gerek bile yok muhteşemler. Buradan sonra sıradaki durağım Slovakia’ya, otobüs seyahatiydi.

Bratislava; küçük ve sakin bir şehir havanın soğuk olmasının da etkisiyle önce hostele girip dinlenme kararı aldım daha sonra gece yürüyüşüne çıktım ve Bratislava Kalesi’ni gezmeye karar verdim buradan Ufo köprüsü gerçekten çok hoş görünüyordu daha sonra old town da bir yere oturup bir şeyler içerken artık klasik haline gelen insanları izleme eylemini gerçekleştirdim.

Sabah olduğunda vakit kaybetmeden kahvaltıdan sonra hemen Tuna Nehri kıyısına ve ufo tower a gittim köprünün üstünde yani ufo kısmında güzel bir cafe var giden herkese tavsiye ediyorum özellikle kışın gidecekseniz çıkıp orada sıcak birşeyler içerken nehrin ve kalenin manzarası eşliğinde bunu daha keyifli hale getirebilirsiniz.

Ve sıra ilk gezimin son durağı Prag’daydı. Prag hakkında kısa yazmak gerçekten zor olacak benim için, çünkü sayfalarca yazabilirim bu şehri… Ama aklımda en net kalan şeyi söyleyecek olursam gece aydınlatması muhteşem bir şehir özellikle kışın o beyaz kar örtüsü altında yapıların ışıkla beraber sergilediği muhteşem görüntü gece uyumama engel oluyordu. Sokaklar beni çağırıyordu.

Dönüş vakti gelmişti, yorgunluğum artık yüzümden okunabiliyordu. Açıkçası Polonya’yı özlemiştim oradaki arkadaşlarımla biran önce tekrar bir araya gelip kaldığım yerden devam etmek istiyordum. Gezimi de sorunsuz tamamlamanın mutluluğuyla geri dönmüştüm.

Geldikten sonra çevremi daha ayrıntılı inceleme fırsatı bulmuştum. Üzülerek söylüyorum ki Türkiye’den gelen öğrencilerin büyük bir kısmı çok kalitesiz insanlar. Tabi ki çok kaliteli insanlarda vardı ama bu sayı gerçekten çok azdı. Irkçılığa kesinlikle karşı biriyim ama Polonya’da yaşanan ırkçılık olaylarının çoğu kalitesiz, ne yaptığını bilmeyen insanların başına geliyor.Kendinizi onların yerine koyun bunun neden olduğunu anlamakta zorlanmayacaksınız. Bu kadar konuşmak yeter bu konu hakkında umarım neslimiz giderek bilinçlenir.

İki dönem Erasmus’umun ikinci dönemi başlamıştı. İlk döneme dönüp baktığımda gerçekten çok şey başarmıştım ve dil konusunda kendimi geliştirmiştim. Bunun yanında Lehçe öğrenmeyi denedim fakat çok zor bir dil, o yüzden istediğim seviyeye gelemedim. Ama başaran insanları biliyorum eğer böyle bir niyetiniz varsa ümitsizliğe kapılmayın derim.

Çabalamam devam ederken gezmek için sabırsızlanıyordum. Havalar ısınmaya başlamıştı ve benim kanım kaynıyordu. Vakit kaybetmeden üç gezi daha planladım bu dönem içerisinde. Yine kısaca bahsedecek olursam gezimin ilk adımı olan Budapeşte, Viyana ve Bratislava’ya tekrar gittim.Bu şehirlere ikinci gelişimdi ve bu sefer daha çok eğlenmiştim.Sanırım mevsimden dolayı.Buradan sonra Polonya’ya geri dönüp bir iki hafta içinde hayalim olan kuzey ülkelerine gittim. Norveç ve İsveç

Norveç’in Bergen şehrine doğru uçağım kalkış yapmıştı bile.Heyecanlıydım ama bu sefer heyecanım çok farklıydı. Çünkü bir hayalimi gerçekleştirmek üzereydim. Derken camdan baktığımda şehrin o muhteşem manzarası büyülemişti bile beni…  İlk gözlemlerimden bahsedecek olursam burası çok pahalı bir yer ama yaşam standartları çok yüksekti. Doğası, havası, her şeyi muhteşem derecede güzeldi. Bergen’e gelipte tekne turlarına katılmadan kesinlikle dönmeyin pişman olursunuz.

Üç günlük Norveç gezim için veda zamanı gelmişti ve sıradaki durağım İsveç’e doğru yola koyuldum. Stockholm’e geç saatte yetişmiştim ve Norveç’te kiraladığım daireye çok bütçe ayırdığım için buradaki konaklamamı ucuz seçmiştim ama çok kötü bir hostele denk gelmiştim.Bu benim için sorun değildi, buna değerdi çünkü Bergen’de zaman çok güzel geçmişti. Gece dinlendikten sonra sabah erkenden bütün şehri gezdim. Metro istasyonlarını mutlaka ama mutlaka görmelisiniz hepsi bir sanat eseri. Tekrar dönüş vakti geldi ve evime yani Polonya’ya döndüm.Çoğu insan Erasmus yaptığı ülkeye aşık olur bende bunlardan biriyim. Polonya aşığıyım.

Erasmus’um bitmeye yaklaşıyordu ve bu benim canımı ciddi anlamda sıkıyordu. Dönmek istemiyordum ama yapacak bir şey yoktu ve daha gerçekleştireceğim bir tatil ve gezi vardı.

Almanya Berlin’den kalkacak uçağım için yola koyuldum. Güzel bir tatil beni bekliyordu. Ibiza’ya yetiştiğimde saat geç olmuştu ve otobüsle sadece şehir merkezine gidebildim daha sonrasında taksiyle devam etmek zorunda kaldım. Hostele geldiğimde direk odaya çıktım saat geç olduğu için resepsiyonda kimse yoktu ve bende odama çıktım. Arkadaşlarımla hostelde buluşacaktık. Odaya girdiğimde uykudan uyanmış bir adam iterek beni dışarıya attı sonra anladım ki yanlış hosteldeymişim.Ucuz atlatmıştım. Sonra çıkıp etrafta hosteli aradım yaklaşık yarım saat içinde hosteli buldum. Odaya girdiğimde kimse yoktu arkadaşlar gezmeye çıkmış bende yol yorgunluğuyla uyuyakalmıştım. Sabah uyandığımda odamın manzarasının ne kadar güzel olduğunu fark ettim. Odamız teras katındaydı ve teras sadece bize aitti.Burada çok güzel bir tatil geçirdikten sonra Barcelona’ya gittik.

Barcelona çok özel bir şehir imkanım olursa tekrar gitmek istediğim şehirlerden birisi. Burada aşık olacağınız bir çok yapı mevcut ve bunlardan en meşhuru olan ‘La Sagrada Familia’ büyüleyici, neler varmış diyeceksiniz. Uzun yıllardır inşaatı devam eden bu yapının inşaatı daha uzun yıllar devam edecek gibi.

Yine dönüş günü gelip çatmıştı, biliyordum ki burası gezilerimin son durağıydı ve Polonya’ya döndükten sonra not alma ve dönüş işleriyle uğraştıktan sonra sıra Türkiye’ye dönmeye gelecekti. Bazı arkadaşlar “sıkıldık, dönelim” gibi sözler söylüyordu fakat ben buna katılmıyordum. Ama biraz da hak veriyorum onlara yurttan çıkmazsan dönmek istemen çok normal. Son günlere gelmiştik artık ve vedalaşmaya gelmişti sıra, bu kısım gerçekten çok sıkıntılı bir durum, vedalaşırken “mutlaka tekrar geleceğim siz de gelin Türkiye’ye” gibi sözler söylüyorsunuz.

Dönüş biletimi Ukrayna’dan almıştım ve Polonya vizemin bitmesine bir gün kalana kadar Polonya’da kaldım. Daha sonra Lviv’e geçtim ve burada da yaklaşık 4 gün kaldıktan sora Türkiye’ye döndüm.

Ukrayna’dan pek bir zevk alamadım çünkü Erasmus’umun bitmesinin vermiş olduğu keyifsizlik vardı üstümde.

Kısaca toparlayacak olursam; çok güzel bir Erasmus geçirdim bir yıl boyunca. Birçok ülke, şehir gezdim ve bir çok kültür, insanla karşılaştım. Kimi zaman sokakta yattım gezerken, kimi zaman 12 kişilik hostel odasında, kimi zaman Couchsurfing yaptım, dairede kiraladım ve hepsi bana bir çok deneyim kattı. Olaylara bakış açım değişti ve kişisel gelişim yaşadım.

Herkesin bir dönemde olsa Erasmus yapması gerektiğini düşünüyorum çünkü ülkenizin milletinizin ne durumda olduğunu yurt dışındaki insanların ülkemize bakış açısını doğru olarak öğrenmeniz çok önemli ve bunu da en iyi yerinde yani dışarıya çıkarak öğreniyorsunuz.

 

Avrupa Fırsatları gönüllü yazarı Okan YILDIRIM

Polonya Bydgoszcz’da Erasmus+ Deneyimi
3.02 (60.33%) 121 oy
Mature, olgun ve yaslilarin seksi tecrubelerinden yola cikilarak cekilmis olan videolarda son derece seksi anlar yasanmakta ve Sikiş muhtesem iliskiler en doruk noktasinda izlenmektedir. Tecrubeli yaslilarin videolari bu kategoride
sikis | porno izle